Dünyada En Demokratik Ülke Hangisi? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden İnceleme
Demokrasi, sadece seçimlerin yapılmasıyla ya da bir anayasanın varlığıyla ölçülmemeli. Demokrasi, aslında toplumsal eşitlik, adalet ve herkesin haklarının korunmasıyla yakından ilgilidir. “Dünyada en demokratik ülke hangisi?” sorusu ise her zaman ciddiyetle tartışılacak bir konu olmuştur. Peki, bir ülke ne zaman gerçekten demokratik kabul edilebilir? Bu yazıda, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında, dünyanın en demokratik ülkesinin ne olması gerektiği hakkında kendi gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Demokrasiye Giden Yolda Bir Engelleme
Dünyada en demokratik ülke hangisi sorusuna cevap ararken, ilk dikkat edilmesi gereken faktörlerden biri toplumsal cinsiyet eşitliğidir. Kadınların, erkeklerle eşit haklara sahip olduğu, kendilerini özgürce ifade edebildikleri toplumlar, demokrasiyi en iyi şekilde temsil eder. Fakat, ne yazık ki dünyadaki birçok gelişmiş ülkede bile toplumsal cinsiyet eşitsizliği hala ciddi bir sorun.
İstanbul’da her gün gördüğüm, bazen metroda, bazen işyerinde karşılaştığım bir durum var: Kadınların hala çeşitli alanlarda kendilerini daha az görünür kılmaları. Herhangi bir toplu taşıma aracında, özellikle sabah saatlerinde kadınların çoğunun erkeklere oranla daha fazla tedirgin olduğunu, daha dar alanlara yöneldiğini gözlemliyorum. Örneğin, sabah saatlerinde bir kadının yanına gelen bir erkek, genellikle kadının kişisel alanını ihlal ediyor ve kadın bundan rahatsız olmasına rağmen sessiz kalıyor. Demokratik bir toplumda, kadınların bu tür rahatsızlıklarla karşılaşmaması, eşitlikçi bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında bazı İskandinav ülkeleri, özellikle İzlanda, oldukça başarılı. İzlanda, kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu ülkeler arasında başı çekiyor. Bir ülkede kadınların yönetici pozisyonlarda daha fazla yer alması, erkeklerin de ev içi sorumluluklara eşit şekilde katılması, o toplumun gerçekten demokrasiye daha yakın olduğunu gösterir. Peki ya Türkiye? Kadınlar için hâlâ iş gücüne katılımda, liderlik pozisyonlarında ve günlük yaşamda ciddi engeller var. Bu yüzden, Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çok yol kat etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Çeşitlilik: Farklılıkları Kabul Etmek
Bir ülkenin demokratik olabilmesi için toplumsal çeşitliliği kabul etmesi, farklı kimlikleri, etnik grupları, kültürel ve dini farklılıkları hoşgörüyle karşılaması gerekmektedir. Herkesin kendisini rahatça ifade edebileceği bir toplum, gerçek anlamda demokratik sayılabilir. Fakat, burada gözlemlediğim bir gerçek şu ki; birçok ülke, özellikle sosyal medya üzerinden, çeşitliliği genellikle sadece “görünür” kılmaya çalışıyor. Gerçek anlamda farklılıkların kabulü ve eşit haklar verilmesi, çoğu zaman yüzeysel kalıyor.
Geçen gün, Kadıköy’de yürürken, her köşe başında LGBTİ+ bireylerin toplum tarafından dışlandığını fark ettim. Bu bireyler, sokakta rahatça yürürken bile bir yabancı gibi bakılıyorlar. Birçok kez, kendini ifade etmek isteyen, hayatını yaşayan LGBTİ+ bireylerine toplumun büyük bir kısmı, adeta “kendine gel” diyor. Demokrasi, aslında burada da devreye girmeli. Çeşitliliği hoşgörüyle karşılamak, farklı kimliklere saygı göstermek, her bireyin eşit haklara sahip olduğunu kabullenmek, demokratik bir toplumun temel taşlarındandır. Yine de, Kanada gibi bazı ülkeler, özellikle LGBTİ+ hakları konusunda oldukça ileride. Bu durum, o ülkelerin demokrasiyi ne kadar içselleştirdiklerinin bir göstergesidir.
Sosyal Adalet: Adaletin Herkes İçin Eşit Olması
Sosyal adalet, bir toplumun en temel değerlerinden biridir. Adaletin var olduğu bir ülke, sadece hukuk kurallarıyla değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklere karşı mücadele ederek demokrasisini pekiştirebilir. Ancak, sosyal adaletin sağlanmadığı yerlerde, demokrasi eksik kalır.
Sokakta karşılaştığım bir başka sahne de, ekonomik eşitsizliklerin belirgin bir şekilde göründüğü anlar. Bir yanda büyük plazaların arasında çalışırken, diğer tarafta ise sokakta çalışan çocukları görmek, o ülkenin sosyal adalet açısından ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. Türkiye’de, özellikle büyük şehirlerde, zengin ile yoksul arasındaki uçurum her geçen gün büyüyor. Bu, demokrasinin ne kadar gelişmiş olduğunu sorgulatıyor. Bir toplumda, herkesin eşit fırsatlara sahip olması, eğitim ve sağlık gibi temel hakların her bireye eşit şekilde sunulması gerekir. Maalesef, bu durum çoğu zaman sınıflar arasında bölünmelere yol açıyor.
Dünyada En Demokratik Ülke Hangisi?
İskandinav ülkeleri, özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği ve sosyal adalet gibi konularda ön plana çıkıyor. İzlanda, Norveç, Finlandiya gibi ülkeler, daha demokratik bir sistemin örneklerini sergiliyorlar. Bu ülkelerde, kadınların iş gücüne katılımı, LGBTİ+ bireylerin hakları ve toplumdaki çeşitliliğe saygı daha yüksek bir seviyeye ulaşmış durumda. Bunun yanı sıra, eğitimde ve sağlıkta eşitlikçi politikalar uygulanıyor.
Ancak, bir ülkenin demokratik olabilmesi için sadece yasaların değil, bu yasaların topluma nasıl uygulandığı da çok önemlidir. Gözlemlediğim kadarıyla, birçok gelişmiş ülke hâlâ birçok açıdan ayrımcılık ve toplumsal eşitsizlikle mücadele ediyor. Türkiye’de de çeşitli ilerlemeler var, fakat eşitlik, çeşitlilik ve adalet konusunda hala atılacak çok adım var.
Sonuç olarak, dünyada en demokratik ülke hangisi sorusunun kesin bir yanıtı yok. Ancak, toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramları göz önünde bulundurduğumuzda, İzlanda gibi ülkeler bu yolda oldukça ilerlemiş görünüyor. Ama unutmayalım, demokrasiyi sadece seçme ve seçilme hakkıyla ölçemeyiz; bu hakların eşit şekilde herkese verildiği bir toplumda demokrasi tam anlamıyla işler.