İçeriğe geç

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı ?

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı?

Hoş geldiniz! Bu yazımızda “Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı” konusu hakkında merak edilen detaylara birlikte göz atacağız.

İstanbul’da yaşarken bazı meseleler sadece mutfakta çözülmüyor, bunu zamanla öğreniyorsun. Aşure de bunlardan biri. Kaşığın ucunda karıştırdığın bir tatlıdan çok daha fazlası; mahalle, aidiyet, inanç, dayanışma ve hatta bazen sessiz güç ilişkileri.

“Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı?” sorusu ilk bakışta tamamen teknik bir mutfak sorusu gibi duruyor. Ama sokakta, iş yerinde, toplu taşımada duyduğum sohbetler bana bunun aslında toplumsal bir metafora dönüştüğünü gösteriyor. Özellikle çeşitlilik, sosyal adalet ve toplumsal cinsiyet gibi konularla birlikte düşündüğümüzde, aşurenin rengi bile farklı anlamlar taşıyabiliyor.

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı? Mutfaktan topluma uzanan bir soru

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı diye sorulduğunda çoğu kişinin verdiği cevaplar genelde mutfak tekniklerine dayanır: nişastayı doğru kullanmak, malzemeleri önceden ıslatmak, şeker oranını ayarlamak, kararmayı önleyecek malzemeleri doğru zamanda eklemek…

Ama İstanbul’da bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken fark ettiğim şey şu oldu: Her teknik mesele, toplumda farklı anlam katmanlarına bürünebiliyor. Aşure de tam olarak böyle.

Beyaz renk burada sadece görsel bir tercih değil; saflık, eşitlik, görünürlük ve hatta “ideal olan” gibi kavramlarla ilişkilendiriliyor. Ve bu ilişki bazen farkında olmadan toplumsal normları yeniden üretiyor.

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı? Çeşitlilik meselesi

Aşure aslında doğası gereği karışık bir tatlı. Nohut, buğday, kuru meyveler, kuruyemişler… Her biri farklı bir kimliği temsil ediyor gibi düşünülür. İstanbul gibi çok kültürlü bir şehirde bu metafor çok daha görünür hale geliyor.

Metroda yan yana oturan insanlar gibi: farklı yaşlar, farklı sınıflar, farklı hikâyeler. Bir gün Kadıköy’den Beşiktaş’a geçerken kulağımda iki farklı sohbet vardı. Birinde ev kirası konuşuluyor, diğerinde çocuk bakım yükü. İkisi de aynı şehirde ama farklı dünyalar.

“Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı?” sorusu bu açıdan bakınca, çeşitliliği “tek bir renge indirgeme” çabası gibi de okunabiliyor. Oysa aşurenin kıymeti tam da o karışımında.

Renk metaforu ve görünmez normlar

Toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet çalışmalarında sık konuşulan bir şey vardır: görünmez normlar. Beyazlık burada sadece fiziksel bir renk değil, aynı zamanda “idealize edilen standart” anlamına gelebilir.

İş yerinde bir toplantıda bunu çok net hissetmiştim. Kadın çalışanların daha “uyumlu”, daha “yumuşak” olması beklenirken; erkek çalışanların daha “net ve baskın” olması doğal kabul ediliyordu. Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı sorusunu duyduğumda bile bu beklenti aklıma geliyor: Her şeyi tek bir tona yaklaştırma isteği.

Oysa sosyal adalet perspektifi bize şunu söylüyor: Farklılıkları azaltmak değil, onları eşit şekilde görünür kılmak önemli.

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı? Toplumsal cinsiyet perspektifi

Aşure yapımını hiç mutfakta deneyimlemeyen biri bile bilir ki, süreç genelde kadınların omzuna bırakılır. Mahallelerde Muharrem ayında kazanlar genellikle kadınlar tarafından hazırlanır, dağıtılır, organize edilir.

İstanbul’da saha çalışması yaparken bir dernek etkinliğinde şahit olduğum sahne hâlâ aklımda: Kadınlar sabahın erken saatinden itibaren mutfakta çalışıyor, erkekler ise daha çok “organizasyon” tarafında görünüyor. Bu bile kendi içinde bir eşitsizlik anlatısı taşıyor.

“Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı?” sorusunu burada düşündüğümüzde, mesele sadece tatlı değil; emeğin kim tarafından görünür kılındığı da önemli hale geliyor.

Kadın emeği çoğu zaman görünmez kalırken, sonuç (yani aşure) ortak bir ürün gibi sunuluyor. Bu da sosyal adalet tartışmalarında sıkça eleştirilen bir durum: görünmeyen emek.

Görünmeyen emek ve aşure kazanı

Bir keresinde Esenler’de bir mahalle etkinliğinde gönüllü olarak çalışmıştım. Aşure kazanının başında saatlerce karıştıran kadınlar vardı. Ellerindeki iş bitmiyordu. Ama etkinlik sonunda mikrofonu alan kişi genelde erkekti ve “hep birlikte yaptık” diyordu.

O an şunu düşünmüştüm: Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı sorusu aslında sadece mutfakla ilgili değil; kimin emeğinin görünür olduğu ile de ilgili.

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı? Sosyal adalet açısından bir okuma

Sosyal adalet dediğimiz şey çoğu zaman teorik bir kavram gibi anlatılır ama sokakta karşılığı çok nettir. Kim neye erişiyor, kim hangi emeği veriyor, kim hangi sonucu sahipleniyor…

Aşure burada güçlü bir metafor haline geliyor. İçinde birçok farklı malzeme var ama sonuçta tek bir kapta birleşiyor. Bu birleşme adil mi, yoksa bazı malzemeler daha baskın mı?

“Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı?” sorusu bu açıdan bakınca, çeşitliliği “kontrol altına alma” isteğini de temsil edebilir. Ama sosyal adalet yaklaşımı, bunun tam tersini önerir: çeşitliliği koruyarak birlikte yaşamak.

Mahallede dağıtılan aşure ve eşitsizlik hissi

Geçen yıl Üsküdar’da bir aşure dağıtımına denk gelmiştim. Uzun bir kuyruk vardı. İnsanlar sabırla bekliyordu. Ama en önde bazı kişilerin daha büyük kaseler doldurduğunu fark ettim. Küçük bir detay gibi görünse de orada bile bir adalet algısı oluşuyordu.

Kuyruktaki bir kadın yanındaki çocuğa “sabret, sıra bize de gelecek” demişti. O cümle aslında şehirdeki birçok eşitsizliğin küçük bir yansımasıydı.

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı diye düşündüğümüzde, belki de mesele sadece tarif değil; paylaşımın adil olup olmadığıdır.

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı? Günlük hayattan gözlemler

İstanbul’da toplu taşımada geçirdiğim zaman bana çok şey öğretti. İnsanlar yan yana oturuyor ama çoğu zaman birbirini görmüyor. Herkes kendi dünyasında.

Bir gün metrobüste iki kişi aşureden konuşuyordu. Biri “benimki hep koyu oluyor” diyordu, diğeri “beyaz olması için limon ekle” diye tavsiye veriyordu. Basit bir mutfak konuşması gibi duruyordu ama yan koltukta oturan başka bir yolcu bu konuşmaya gülümseyerek baktı ve “her şeyin beyaz olması gerekmiyor aslında” dedi.

O cümle çok şey anlatıyordu. Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı sorusunun tek bir cevabı olmadığını, hatta belki de “beyaz olma zorunluluğunun” sorgulanması gerektiğini hissettirdi.

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı? Çeşitliliği korumak mı, dönüştürmek mi?

Burada temel bir gerilim var: Bir şeyi daha “temiz”, daha “saf”, daha “standart” hale getirme isteği ile farklılıkları koruma ihtiyacı arasında.

Aşure, doğası gereği heterojen bir yapı. Bu heterojenlik aslında toplumsal çeşitliliğe çok benziyor. İstanbul gibi bir şehirde bu çeşitlilik günlük hayatın normu.

Ama bazı anlatılar, bu çeşitliliği “tek bir ideal forma” indirgeme eğiliminde. İşte “Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı?” sorusu tam burada sembolik bir anlam kazanıyor.

Bir tatlının ötesinde bir anlam

Bazen bir tatlı üzerinden toplumun nasıl düşündüğünü görmek mümkün oluyor. Aşure, sadece bir yemek değil; birlikte yaşamanın, paylaşmanın ve farklılıkların nasıl bir araya geldiğinin sembolü.

İstanbul’da çalışırken gördüğüm en önemli şeylerden biri şu oldu: İnsanlar farklılıklarla yaşamak zorunda değil, aslında farklılıklarla birlikte üretmek zorunda.

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı sorusu da belki burada başka bir şeye dönüşüyor: Her şeyi tek bir renge zorlamak mı, yoksa o karışımı olduğu gibi kabul etmek mi?

Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı? Şehirden kalan düşünce

Günün sonunda eve dönerken bazen sokakta gördüğüm şeyleri düşünüyorum. Aşure kazanları, kuyruklar, mutfakta çalışan insanlar, metrobüste yapılan sohbetler…

Hepsi bir şekilde aynı sorunun etrafında dönüyor: farklı olanı nasıl bir arada tutacağız?

Ve belki de cevap, beyazlıkta değil; karışımın kendisinde saklı.

Değerli Changhong okurları, “Aşurenin beyaz olması için ne yapmalı” hakkındaki bu içeriğimizin sonuna ulaştınız. Umarız faydalı olmuştur!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betxper